logo

Karaburun 44

Tayiple İlkez Aynı Saftayız….

Tayiple İlkez Aynı Saftayız….

Emin ÇölaşanSevgili okuyucularım, bu yazımda sizi birkaç yıl geriye götüreceğim. Yıl 2006. İsmini cismini ilk kez duyduğum bir dergiden biri geldi. Elinde belgeler (!) olduğunu belirtip bazı sorular sormaya başladı.
Bu düzmece belgelere göre benim bankalarda inanılmaz paralarım, ayrıca Yalova’da adalarım, parsellerim vesairem vardı!
Olayı çok özetleyerek anlatıyorum. Kendisine böyle bir durum olmadığını açıkladım. Ama bir hafta sonra o dergide benim “servetim (!)” bire bin katılarak ve bir sürü yalanla yayınlandı.
Gelen kişi o derginin sorumlu yazıişleri müdürü idi.
Olayı ben de kendi açımdan araştırmaya başladım ve ortaya ilginç bir sonuç çıktı:
Türkiye’nin herhangi bir yerindeki bir çete, benimle birlikte başka kişilerin de banka hesaplarına ve tapu kayıtlarına girmişti. Çete, benimle ilgili düzmece belgeleri Zaman ve Türkiye gazetesinin iki muhabirine vermiş, ancak onlar suç olacağını düşünerek yazamamış, bunları yazılması için söz konusu dergiye iletmişlerdi.
İsimsiz cisimsiz dergi benim hesaplarımı yayınladı. Rakamlar üzerinde oynanmış, bir liralık hesap 10 lira yapılmıştı.
Yalanlar öylesine boldu ki!..
Örneğin adıma Amerika’dan 276 bin dolar para havalesi yapılmıştı! Tamamı yalandı.
Bunun üzerine kendimi, kendi imzamla Maliye Bakanlığı’na ihbar ettim ve her şeyimin araştırılmasını istedim.
Hesap Uzmanları Kurulu Başkanı Mahmut Vural imzasıyla gelen yazılı yanıtta böyle bir araştırmanın yapılmasına gerek duyulmadığı belirtildi.

* * *

Derginin yazıişleri müdürü olan, bana gelen ve haberi başka bir isimle yayınlayan şahsın adını burada vermek istemiyorum…
Hakkında dava açtık.
Şahıs Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandı.
Mahkeme yayının doğru olup olmadığının incelenmesi için dosyayı hukukçu-bankacılardan oluşan üç kişilik bir bilirkişi kuruluna havale etti.
Bilirkişiler mahkemeden aldıkları yetkiyle bütün hesaplara girdiler.
Hazırlanıp mahkemeye sunulan raporda özetle şöyle deniliyordu:
“Tahrif edilen belgelerin abartılarak özel bir maksatla hazırlanmış olduğu belirlenmiştir.”

* * *

Mahkeme, bu düzmece haberi sahte bir isimle yayınlayan derginin yazıişleri müdürüne bir yıl hapis, bin gün adli para cezası verdi, indirim uyguladı.
Yargıtay bu kararı aynen onadı.
Bu yayını uçuk iftiralarla yapıp abartılı bir biçimde yayanların suç işlediği belli olmuş, yargı önünde aklanmıştım. Benim işim böylece bitmişti.
Ancak hep merak ettim. Acaba bu tezgahı kimler kurmuştu?
Duyumlarıma göre, bu çete başkalarının hesaplarına da girmişti. Onlar kimdi? Bazı isimleri duyuyordum da, kanıtlamak mümkün değildi.
İşi daha fazla irdeleyecek yetki ve olanaklara sahip değildim. Ayrıca bunu yapacak zamanım da yoktu. Bir süre sonra olayı unuttum gitti.
Ancak yaşadığım bu iftira bende acı bir anı olarak kaldı. Demek ki birileri, bilgisayarda birkaç düğmeye basarak istedikleri kişilerin tapu kayıtlarına ve banka hesaplarına özgürce (!) girebiliyor, sonra bunları yayınlanması için başkalarına veriyordu.

* * *

Bir süre önce cep telefonuma adliyeden bir mesaj geldi:
“Bartın Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2013/ 58 sayılı dosyasında 23 Mayıs tarihine duruşma günü verilmiştir.”
Bartın’la hiçbir bağlantım yok. Orada açtığım veya bana açılan bir dava yok. Neyin nesidir derken onu da unuttum gitti.
Birkaç gün sonra cep telefonuma bir başka mesaj geldi:
“Ankara 18. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 2013/ 195 sayılı dosya için 18 Mart 2013 tarihinde duruşma günü verilmiştir.”
Bunun da ne olduğunu bilmiyordum. Avukat arkadaşlarımız gidip baktılar ve elime çok, ama çok ilginç bir sonuç ulaştı! (Dava Bartın’da açılmış, ben Ankara’da talimat yoluyla ifade vereceğim.)

* * *

Ben dahil başka bazı kimselerin tapu dökümlerine ve banka hesaplarına giren şebeke en sonunda yakalanmıştı!..
Ve yedi yıl sonra mahkeme önüne çıkıyorlardı.
Şimdi size olayı Bartın Asliye Ceza Mahkemesi’nin dosyasından özetliyorum:
Hesaplarına girilen kişiler, iddianamede “Müştekiler” (şikayetçiler) olarak tanımlanıyor:
Ahmet Necdet Sezer, Recep Tayyip Erdoğan, Kemal Unakıtan, Fatih Altaylı, Erkan Mumcu, Yaşar Büyükanıt, Deniz Baykal, Emin Çölaşan.
Peki bu işi kimler tezgahlamış?
İddianamede yer alan şüpheli isimleri şöyle:
Erkan Göçmen, Doğan Aydoğan, Ziyarettin Nane, Alaaddin Erdoğan.
Bunların tamamı o sırada Bartın Defterdarlığı’nda görevli.

* * *

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Sırımer tarafından düzenlenen iddianameyi özetliyorum:
“Suç: Kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek ve yaymak.
Tanınan siyasetçi, devlet adamı, gazeteci, işadamı birçok kişinin malvarlığı bilgilerine Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Bilgi İşlem Merkezi’ne girilerek, hiçbir yasal dayanak olmadan ve yapılan görev kapsamında bulunmayan sorgulamalar yapıldığı ve elde edilen verilerin üçüncü kişilere aktarılması suretiyle suç işlendiği…”
Sanıklar ellerindeki özel şifreleri kullanarak Maliye’nin bilgisayarına girip bilgiler elde etmişler… Ve şimdi suçlarını itiraf etmek zorunda kalmışlar.
Her biri için ayrı ayrı hapis ve para cezası isteniyor.

* * *

Bugün olduğu gibi 2006 yılında da, AKP’nin boy hedeflerinden biriydim.
O yüzden de, sadece benimle ilgili yayın yapıldı.
Demek ki sanıklar o bilgilerin üzerinde oynayarak ve tahrif ederek piyasaya sürdüler, başkalarına verdiler, yayınlanmasını sağlayıp beni yıpratmayı amaçladılar…
Çünkü ötekilerin yayınlandığını hiç duymadım!
Böylece tarihte ilk kez Tayyip’le aynı safta, “Müşteki” olarak yer almış olduk!

* * *

Sevgili okuyucularım, Türkiye’de pek çok kamu görevlisinin elinde ve yetkisinde,
kullanılmaya hazır, patlamaya hazır bombalar olduğu anlaşılıyor.
Bazı kamu görevlilerine bir yetki, ellerine bir şifre veriyorsunuz.
Onlar bilgisayara önce şifreyi giriyor… Sonra sizin isminiz, kimlik numaranız tıklanıyor…
Birkaç tıklama sonrasında sizin her şeyiniz onların elinde!..
Malınız mülkünüz, banka hesaplarınız, her şey…
Sizi yıpratmak için -benim olayımda olduğu gibi- ellerindeki bilgileri başkalarına aktarıyorlar, bire bin katıp yayınlanmasını sağlıyorlar.
Bartın’daki şebeke işte böyle bir şey.
Devlet bu gibi olaylara karşı mutlaka daha ciddi önlem almalı.
Allah bilir daha ne şebekeler var, onların marifetleri henüz açığa çıkmadı. Bartın’dakiler biraz amatörce (!) davranmış, ünlü kimselerin bile kayıtlarına girme cüretini göstermiş.
Yargı, sonuca ancak yedi yıl sonra ulaşmış!.. Olsun varsın!..
18 Mart günü mahkemeye çıkıp bu adamlardan şikayetçi olduğumu bildireceğim. 2006 yılında bana çok azap çektirmişlerdi.
Biraz da onların çekmesi ve hak ettikleri cezayı almaları gerekiyor.

Kaynak:Sözcü Gazetesi

Etiketler:
#

SENDE YORUM YAZ