Terkos Tv

logo

Karaburun 44

Sürpriz” karşımızda!

Emin ÇölaşanSevgili okuyucularım, bugün sizi biraz geçmiş yıllara götürüp belleğinizi tazelemek istiyorum. Bu konuyu burada 23 Ocak 2013 tarihli yazımda bir kez daha gündeme getirmiştim.
Günlerden 17 Mayıs 2006. Silahlı bir kişi Danıştay binasına girdi. Danıştay 2. Dairesi bir süre önce bir öğretmen hakkında türban kararı vermiş ve sıkmabaşlı öğretmenin okuldan atılmasını sağlamıştı. Ama olayın öncesi vardı. Danıştay bu kararı verince, Vakit isimli şeriatçı gazete bu kararda imzaları olan Daire Başkanı Mustafa Birden ile dört Danıştay üyesinin fotoğraflarını 13 Şubat 2006 günü birinci sayfadan dokuz sütuna manşet yapıp “İşte o üyeler” başlığı ile yayınlamış ve onları açıkça hedef göstermişti. Ben de ertesi günkü yazımda “Bu nasıl bir rezalettir, bu hakimlerin can güvenliğini bundan sonra kim koruyacaktır” demiştim.
İş bu kadarla da kalmamıştı. Danıştay’ın bu kararı sonrasında iktidarın bütün elemanları tepinmeye başladılar.
Tayyip konuştu: “Efendi, bu karar (sıkmabaş kararı) senin işin değil. Diyanet’in işi! Bu kararı kınıyorum. Hiçbir hukuk anlayışı içinde tanımlanamaz.”
Bir yüksek yargı organına “Efendi” diye hitap ediyordu.
Bay Abdullah Gül konuştu: “Bu anlayış diktatör rejimlerin felsefesidir. Kaygıyla karşılıyorum. Hayretler içinde kaldık. Bunlar (Bu gibi mahkeme kararları) çok yanlış ve tehlikeli şeylerdir.”
Şimdi işin sonrasına bakalım.

* * *

Vakit gazetesinin Danıştay 2. Dairesi Başkan ve üyelerini açıkça hedef gösteren yayınından bir süre sonra, 17 Mayıs 2006 günü Danıştay katliamı gerçekleşti. O yayın amacına ulaşmıştı.
Alparslan Arslan isimli bir avukat tabancasıyla 2. Daireye çıktı, toplantıda bulunan heyeti bastı, hedef gözetmeden ateş etti. Sonuç tam bir felaketti:
Daire Başkanı Mustafa Birden, üyeler Ayfer Özdemir, Ayla Gönenç, Mustafa Yücel Özbilgin ve tetkik hakimi Ahmet Çobanoğlu yaralandı.
Özbilgin aynı gün hastanede vefat etti. Sanık yakalandığında tekbir getirmişti. İşte savcılıktaki ifadesi:
“Türban kararı nedeniyle mahkeme başkanını vurmaya karar verdim. Odaya girdiğimde Allahuekber diye tekbir getirdim. Ayrıca kaçarken polisle boğuştuğum sırada da tekbir getirmiş olabilirim…”
İddianame sayfa 11:
“(Olay sonrasında kaçarken) Çıkış kapısına yaklaşan Alparslan Arslan’ın polisler tarafından yakalandığı, polislerden kurtulmak amacıyla silahı ile bir el ateş ettiği, güvenlik odasına alındığı sırada tekbir getirerek ‘Osmanlı’nın torunuyum, Allah’ın askerleriyiz’ şeklinde
bağırdığı…”
Utanmaz sıkılmaz yandaş medya bu konuda da sürekli yalan haber yaptı, saldırganın tekbir
getirdiğini inkar etti!

* * *

Tekbirli Danıştay saldırısı iktidarı rahatsız etmişti. Birbiri ardına demeçler vermeye başladılar:
Tayyip: “Bu iş başörtüsüyle ilgili değil.
Saldırı iktidarımıza yöneliktir…”
Bülent Arınç: “Saldırıdan siyasi rant devşirmeyin…”
Cemil Çiçek: “Olayın türbanla bağlantısı tesbit edilmedi…”
Hepsi bir olmuş, olayı çarpıtmaya kalkışıyorlardı.

* * *

Şimdi yazımızın ana konusuna gelelim ve o gün öğleden sonra yapılan Meclis oturumunun
tutanaklarına bir bakalım. Günün en önemli konusu olan Danıştay saldırısı tartışılıyor.
Kürsüde Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin var. Sinirler gergin. Görüşmeler karşılıklı laf atma ortamında yapılıyor. Ancak Mehmet Ali Şahin’in birkaç cümlesi var ki, bugün bile anımsanması ve üzerinde durulması gerekiyor… Çünkü çok önemli. Tutanaklardan aynen veriyorum:
“…Bu tür olaylarda ilk tahkikat gizlidir. Benim şu anda, bugün, şu saat itibariyle elde etmiş olduğum bilgileri dahi, bu gizlilik sebebiyle, üzülerek sizlerle paylaşamadığımı ifade etmek istiyorum. (CHP sıralarından gürültüler.)“
Saldırıdan sonra sadece birkaç saat geçmiş ve katil suçüstü yakalanmış. Beyefendi hangi bilgileri elde etmiş de, başkalarıyla paylaşması mümkün olmuyor?
Kendisinin yine tutanaklardan çok, ama çok önemli sözlerini şimdi aktarıyorum:
“Bekleyin. Çok kısa sürede bu olayın hangi amaçla yapıldığı ve arkasında kimlerin olduğu ortaya çıkarılacaktır. Hatta, hissiyatımı (duygularımı) sizlerle paylaşmak isterim. Bir takım SÜRPRİZLERE de hazır olun. (AKP sıralarından alkışlar.)“

* * *

Bir yıl öncesinden Ergenekon davasının püf noktası, işte bu “Sürprizlere hazır olun” sözlerinde yatıyor!
Ancak o gün Meclis’te karşılıklı laf atmalar nedeniyle bu sözler gargaraya geliyor ve üzerinde hiç kimse -ne yazık ki- durmuyor. “Sürprizlerin” ne olduğunu anlamak için aylar ve yıllar geçmesi gerekiyor. Alparslan Arslan isimli katil Ankara’da Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor, deli numaraları yapsa bile suçunu itiraf ediyor ve ağır hapis cezası alıyor.
Fakat dosya Yargıtay’a gelince bazı gizli güçler devreye giriyor. O sırada Silivri’de Ergenekon davası başlatılmış… Ve katliam dosyası Ergenekon davasına aktarılıyor!..
Çünkü Ergenekon davasında sanıklardan herhangi birinin silah kullandığı, darbe
girişiminde bulunduğu, cinayet işlediği, ya da teröre bulaştığı konusunda en ufak bir bilgi ve belge yok.
O halde ne yapmalı? Ergenekon’a bazı terör eylemleri yüklemeli! Katil Alparslan ve
Danıştay cinayeti bu iş için biçilmiş kaftan!
Böylece Alparslan’ı aldılar, yanına bir de kirli adam bulup ikisini birden Ergenekon davasına monte ettiler. Alparslan Ergenekon sanıklarından kimseyi tanımıyordu, onlar da Alparslan’ı tanımıyordu. Ama olsun varsın, orada bir katilin bulunması gerekliydi! Kamuoyunun kandırılması ve gözünün boyanması ancak böyle mümkün olurdu.
Alparslan Arslan “Ergenekoncu (!)” olarak yargılandı ve tutuklanan yurtsever aydınlara bu yolla leke sürülmek istendi.

* * *

Evet, cinayetten birkaç saat sonra Mehmet Ali Şahin hem de Meclis kürsüsünden böyle diyordu: “Sürprizlere hazır olun!..”
Bu sözlerinin anlamı bugüne kadar kendisine sorulmadı, o da açıklamadı. Hangi sürprizin geleceğini nereden biliyordu? O saatte ne poliste ayrıntılı bilgi vardı, ne de savcılıkta. Her şey sıfır düzeyinde idi. Adam sadece tekbir getirdiğini ve cinayeti türban kararı nedeniyle
işlediğini anlatmıştı.
Bu sözlerin perde arkası daha sonra ortaya çıktı.
“Sürpriz” dediği şey, Danıştay cinayetinin bir süre sonra Ergenekon davasına bağlanması, bu yolla hayali katiller, cinayetler, darbe girişimleri ve terör masalları yaratılmasıydı…
Çünkü Ergenekon davası daha önceden ayarlanmış, toplumu sindirme, korkutma ve tepkisizleştirme operasyonu için kullanılmasına karar verilmişti.

* * *

Bu davanın da nasıl yürütüldüğünü, mahkemede sanıklara nasıl manevi işkence yapıldığını, tanıkların dinlenmediğini, pek çoğu yüz kızartıcı suçlardan hapis yatmakta olan gizli tanıkların sergilediği yalanlar ve masallarla sürdürüldüğünü hep birlikte görmedik mi?
Savcı şimdi komutanları, üniversite rektörlerini, gazetecileri, yazarları darbeci ve terörist olarak açıkladı, her biri ayrı ayrı, katil Alparslan Arslan’la aynı kefeye konuldu.
Örgütün (!) bir tek belgesi çıkmadı. Adalet çiğnendi, hukuk yara aldı.
Peki ama örgüt nerede, silahlar nerede!
Silahsız darbe, silahsız terör olur mu!..
Örgütün başı kim, yeri neresi!..Onlar bulunamadı ama hiç sorun değil!..
Cezalar bol kepçe istendi, o kadarı yeter!

* * *

Emin Çölaşan’ın notu: Tayyip dün Meclis kürsüsünde Kılıçdaroğlu’nu eleştirdi, alay edercesine “Bunlar rakıyı sulu içiyormuş” dedi. Aslında açıkça belirtmedi ama, bence şunu söylemek istedi: “Rakıyı susuz içeceksin kardeşim, rakının tadı böyle çıkar!” Tayyip’in rakı kültürü karşısında saygıyla eğiliyorum!

Etiketler:
Share
#

SENDE YORUM YAZ

BENZER HABERLER

Emin ÇÖLAŞAN
Onu bu kasetler mahvetti

Onu bu kasetler mahvetti

Emin ÇÖLAŞAN
Lağım sızıntı yaptı

Lağım sızıntı yaptı

Emin ÇÖLAŞAN
Bayram rezaleti

Bayram rezaleti