logo

Karaburun 44

Bazı aileler ücret karşılığında o eylemi yapıyorlar.

Bazı aileler ücret karşılığında o eylemi yapıyorlar.
BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, gazetecilerin dağa kaçırılan çocuklarla ilgili sorularını yanıtladı.
Demirtaş
2 Haziran 1994’te Bakırköy’de kaldıkları otelin önünde polisler tarafından gözaltına alındıktan sonra, Sakarya ve Bolu’da ölü olarak bulunan Savaş Buldan, Hacı Karay ve Adnan Yıldırım, ölümlerinin 20’nci yıldönümünde Avcılar Mezarlığı’ndaki kabirleri başında anıldı. Anma törenine, BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, HDP Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel ve Genel Başkan Yardımcısı Sırrı Süreyya Önder’in yanı sıra HDP’li vekiller Levent Tüzel ve Pervin Buldan ve yakınları katıldı.

“BU İNSANLAR YARGILANMADIĞI, CEZALANDIRILMADIĞI SÜRECE BİZLERİN YÜREĞİNDEKİ ACI DİNMEYECEKTİR”

Savaş Buldan’ın eşi Pervin Buldan, 20 yılı geride bıraktıklarını, ancak bu 20 yıl zarfında değişen bir şey olmadığını söyledi. Buldan, “20 yıl önce bugün, bu 3 güzel insan Çınar Oteli’nden alınarak, Bolu’nun Melen Çayı kenarında yoğun işkenceler yapılmış, sigara ve naylonlar yakılmış halde cesetleri bulundu. 1990 ve 2000’li yıllar Kürdistan’da ve Kürt evlerinde her gün ateşlerin yandığı, yüreklere ateşlerin düştüğü, annelerin ağladığı bir dönem. O günden bu güne hiçbir şey değişmedi. Onları öldürenler hâlâ cezasız, ellerini kollarını sallayarak dolaşmaya devam ediyorlar. Ne yazık ki bu ülkede hırsızlık yapanlar, yolsuzluk yapanlar, insanları katledenler hiçbir zaman cezalandırılmadı. Ama tam da aksine, bu ülkede mağdur olanlar, yakınlarını kaybedenler, bir halkın özgürlüğünü savunanlar her gün cezalandırıldı. Böylesi bir düzende kayıp yakınları olarak her gün alanlara çıktık. Sesimizi dünyaya duyurmak istedik. Yitirdiğimiz canların failleri bulunsun istedik ama, 20 yıldır bu insanlar suçlarını itiraf etmelerine rağmen, ‘Biz katlettik’ demelerine rağmen, ne yazık ki cezalandırılmadılar. Dönemin Başbakanı, Emniyet Genel Müdürleri, OHAL Valileri bu cinayetlerden sorumludurlar, ama hiçbirisi sorgulanmamıştır. Biz bir kez daha siyasi iradenin bu konuda sorumluluk üstlenmesi gerektiğini, faillerin bir an önce yakalanması, sorgulanması, cezalandırılması gerektiğini ifade ediyoruz. TBMM Hakikatleri Araştırma ve Hukuk Komisyonu’nun mutlaka kurulması gerektiğinin altını çiziyoruz. Bu insanlar yargılanmadığı, cezalandırılmadığı sürece, bizlerin yüreğindeki acı dinmeyecektir. Tek beklentimiz budur” diye konuştu.

“BİZİM AÇIMIZDAN ‘ÖLMÜŞTÜR, GEÇMİŞTİR’ KABUL EDECEĞİMİZ BİR AHLAKSIZLIK DEĞİLDİR”

HDP Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel de, “Geçmişle yüzleşme cesaretini göstermeyenler yeni bir başlangıcı asla yapamazlar. Bu katilamın üzerine kurulan bir cumhuriyetin demokratikleşmesi mümkün değildir” dedi.

BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ise, “Halk, özgücüne güvenerek, zalime ve zulme direniş gösterebiliyorsa, işte bu ailelerimizin yol gösterişi sayesindedir. 90’lı yıllarda, ‘Ben insanım, Aleviyim, Kürdüm’ demeye cesaret gösteremediği günlerde, bu ailelerimiz faşizme direniş gösteriyorlardı. Bu anlamlı direniş sayesinde bugünkü kazanımlarımız var olmuştur. Kendi ölülerini, şehitlerini unutan bir toplum asla geleceğini kuramaz. Bizim açımızdan ‘Ölmüştür, geçmiştir’ kabul edeceğimiz bir ahlaksızlık değlidir. Her insan bir değerdir. Partimiz şehitlerimize böylesine bir bağlılıkla değer katmaya sahip çıkmaya çalıştı. Başbakan diyor ya “Ne anması. Her yıl anma mı olur?” Hayır başbakan bir gün sen ölürsen öyle diyeceğiz; “Ölmüştür, geçmiştir” diyeceğiz ama, bu halkın değerlerine bunu dedirtmeyeceğiz. Berkin Elvan da, Uğur Kaymaz da, Ceylan Önkol da olsa, ‘Ölmüştür, geçmiştir’ dedirtmeyeceğiz. Birbirimize sahip çıkacağız. Bu zalimlerin zulüm kalelerini işbirliğiyle yıkacağız. Nasıl korktuklarını biliyorsunuz. Özgücü, özgüveni olan başbakan bu şekilde halka saldırmaz. Ayağı titreyerek siyaset yapmaz. Kendisi de farkındadır, gidicidir. Bu halk, Recep Tayyip Erdoğan’a nasıl halk olduğunu gösterecek. AKP kendine çeki düzen verecek ya da Çiller gibi yok olup gidecek. Çiller bugün bile unutuldu, bu 3 şehit unutulmadı. Katleden tetikçiler belki hesabı yargı karşısında vermediler ama, emri verenler tarih karşısında rezil kepaze oldular, onursuzlaştılar, ama bizim şehitlerimiz bizim mücadelemize onur kattılar” şeklinde konuştu.

“KAPALI SÜREÇLE ÇÖZÜM GELİŞMEZ”

Anma töreni sonrası gazetecilerin çözüm süreci ve dağa kaçırılan çocuklarla ilgili sorularını yanıtlayan BDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, “Biz önceki tıkanıklığı aşmaya geyret ediyorduk zaten. Heyetlerimiz bir müddettir hükümet düzeyinde, bakanlar düzeyinde bir araya gelmeye başladılar. Henüz yol haritası üzerinde, bir çözüm projesi üzerinde somut tartışmaya geçilmedi ama, bu niyetlerin olduğunu ifade ediyorlar. Bu niyetler ne kadar sürede hayata geçer, biz hükümet adına bunu söyleyemeyiz. Beklentilerimiz, halkın talepleri ortada zaten. Dün sayın Bülent Arınç’ın Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası “Süreçle ilgili hiçbir yasa hazırlığımız yoktur” demesi bizi şaşırttı doğrusu. İkili görüşmelerde böyle ifade edilmediğini belirtmek istiyorum. Halkı kandıracak, halkı aldatacak bir kapalı süreçle çözüm gelişmez. Bize ifade edilen, çözüm süreciyle ilgili hazırlıkların olduğu şeklindedir. Fakat Bakanlar Kurulu sonrası “Hiçbir hazırlğımız yok” demenin de, siyaseten çözüm sürecini güçlendiren yaklaşım olmadığını belirtmek istiyoruz” diye konuştu.

“YA BİZİ KANDIRIYORLAR, YA HALKI KANDIRIYORLAR. BU ŞEKİLDE SÜREÇ YÜRÜMEZ”

Demirtaş, çözüm süreciyle ilgili yasal hazırlık olup olmadığıyla ilgili bir soruya da, “Şu anda konuşulan duyumlardır. Hükümet resmi olarak bizlere iletmediği, heyetle ya da kamuoyuyla paylaşmadığı sürece spekülasyondan başka bir şey değil. Dün resmi olarak hükümet sözcüsü hiçbir hazırığın olmadığını söyledi. Bizim dikkate aldığımız Bülent Arınç’ın bu açıklamasıdır. Demek ki anlıyoruz ki, hükümet hiçbir hazırlık içinde değil. Bu hükümetin ciddiyetsizilği, samimiyetsizliğini gösterir. Siz heyete neyi gösteriyorsanız, onu açıklamak durumundasınız. Ya bizi kandırıyorlar, ya halkı kandırıyorlar. Bu şekilde süreç yürümez. Kafa karıştırarak süreç yürümez. Hazırlığın olmasını bekliyoruz. Bakanlar Kurulu’nda bu konuların somuta kavuşturulup pratikleşmesini bekliyoruz ama hükümet halen hiçbir şey yokmuş gibi davranmaya çalışıyor. Görünen o ki, hiçbir hazırlıkları yok. Biz de somut gelişmeleri bilmiyoruz. Sayın Arınç ile sayın Atalay bir araya gelip aralarındaki çelişkiyi çözsünler. Önce kendi aralarında görüşsünler de, biz de anlayalım hangisi doğruyu söylüyor” yanıtını verdi.

“BAZI AİLELER İSTİHBARAT TARAFINDAN KENDİLERİNE VERİLEN ÜCRET KARŞILIĞINDA O EYLEMİ YAPIYORLAR”

Demirtaş, “Dağa kaçırılan çocuklarla ilgili yeni bir gelişme olacak mı?” sorusu üzerine de şunları söyledi:

“Bizim görüştüğümüz hiçbir aile ‘Çocuğumuz kaçırıldı’ demedi. Asla bu kavramı kullanmadı. ‘Evet, çocuklarımız kendi isteğiyle gitmiş, ikna edilmişler’ dedi. Özellikle yaşı küçük olan, hasta olan çocuklarla ilgili olarak aileler ‘İkna edilip götürüldüler, ikna edilip geri getirilsinler’ dediler. Beklentileri budur. Hiçbir aile zorla kaçırmadan söz etmedi. Basın ısrarla, hükümet ısrarla bu kavramı kullanıyor ama, kimse kusura bakmasın, 30 yıldır onbinlerce kişiyi kaçırarak dağa götürmedi bu örgüt. Bugün çocukları dağa çıkaran politikanın, Başbakan’ın söylemi olduğunu bir defa herkes kabul etmeli. Berkin Elvan gibi bir çocuğun acılı annesini meydanlarda yuhalatan bir başbakandır, bu çocuklara dağın yolunu gösteren. Biz değiliz BDP olarak. Ben mikrofonların önünde söylüyorum: Hiçbir çocuğa biz dağı tavsiye etmiyoruz. Biz siyaset yapıyoruz. Çocukları da siyasete davet ediyoruz. Eğer mücadele etmek istiyorlarsa, biz HDP’ye, BDP’ye güç katmaya davet ediyoruz gençlerimizi. Dağın yolunu biz göstermiyoruz. Ama gece gündüz gençlere hakaret eden, Gezi’de katlettiği gençlerin ailelerine hakaret eden, siyasetçilere, bize hakaret eden başbakandır. Çocukları öfkelendiren, çocuklara dağın yolunu açan… Biz yine de ailelerimizin üzüntülerini paylaştığımızı belirttik. Bizim hedefimiz, bütün çocukların, gençlerin kalıcı bir şekilde dağdan inmesidir. Bunun için uğraşıyoruz, çaba sarf ediyoruz. Ama bu hükümetin bu işi çirkinleştirmemesi lazım. Bakın, bazı aileler -özellikle çocuğu dağa giden aileleri tenzih ediyorum- orada oturan bazı aileler istihbarat tarafından kendilerine verilen ücret karşılığında o eylemi yapıyorlar. Çocukların da dağa gittiği yok. Bazı çocuklar uyuşturucu şebekeleri tarafından kaçırılmış. Bazılarının hiç dağla alakası yok. Gitmemişler. Bazı aileler aldıkları paralar karşılığında o eylemi yapıyorlar. Ayrıca bizim belediyemizin hiçbir müdahalesi yok, olmamıştır. Dün hükümet sözcüsü Diyarbakır Belediyemizi ve Belediye Başkanımızı kınıyor da, gece-gündüz sokakta insanlara zulüm yapan, TOMA’yla, gazla, copla katleden bir hükümetin sözcüsünün Diyarbakır Belediyesi’ni kınaması için 40 tas suyla yıkanması lazım önce.”

Selahattin Demirtaş, HDP’ye katılıp katılmayacağıyla ilgili bir soruyu ise, “HDP Kongre Hazırlık Komisyonu benimle bir görüşme yapmış değil. Toplantı yapıldıktan sonra sonuç açıklanacaktır. Fakat hiçbir zaman bizler görev talep etmedik. Görev geldiğinde de kaçmadık” diye yanıtladı.

“YOLU KESEN, KARAKOLA KARŞI DURAN HALKIN DA BU MEŞRU TALEBİNİN ARKASINDAYIZ”

Demirtaş, Doğu ve Güneydoğu’daki yol kesme ve işçi kaçırma eylemleriyle ilgili bir soruya da şu karşılığı verdi:

“Bir gün de şu sorunun sorulmasını isteriz: 1,5 yıldır ateşkes var. Başbakan dağları boşaltacak, gençleri dağdan indirecekti. Şu 163 tane karakolu devlet niye yapıyor? Sizin, bizim cebimizdeki bu paraları niye karakola harcıyor. Büyük kalekollar, kaleleri niye yapıyor? Başbakan kalekollara ihtiyaç olduğunu düşünüyorsa, madem Doğu ve Güneydoğu’da barış olacak, ülkenin her yerinde yapsın. Artvinli kardeşlerim o güzel kalekolları hak etmiyor mu? Marmarisliler, Bodrumlular, Antalyalılar hak etmiyor mu? Yok… Ülkenin doğusu ve batısı aynı olacaksa, bu kalekolları hiçbir yere yapmasınlar o zaman. Asıl problem budur. Asıl sorulması gereken soru, insanlar niye yolu kesiyor değil, niye bu devlet hâlâ karakol yapıyor? Çocuklar dağdan inecek. Dağın başına karakola niçin gerek var? Demek ki hükümetin dağdan indirme planı yok. Halk buna öfkeli. Bu yüzden yollar kesiliyor. Barış istiyor insanlar. Askeri amaçlı yol ve barış niye yapılıyor? Halk bu soruları soruyor ve haklı olarak tepkisini ortaya koyuyor. Yolu kesen, karakola karşı duran halkın da bu meşru talebinin arkasındayız. Biz karakolların yapılmasına karşıyız. Dağlar boşalsın, güvenlik tedbirine de gerek kalmaz. En büyük güvenlik tedbiri, yasal çerçevede bir yasayla dağdakilerin indirilmesidir. Daha güzel bir güvenlik önlemi mi olur? Başbakan’ın tehdit diliyle cevap vermek istemiyorum ama, hangi yöntemin vardı da uygulamadın bugüne kadar? Senin kaymakamın 2 yıl PKK’nın elinde kaldı. Hangi yöntemle aldın? Asker, polis götürüldü… Hangi yöntemle aldın? Diyalog ve barış yöntemi dışında bir yöntemi telaffuz etmemesi lazım. Biz üstümüze düşen insanî görevleri yapıyoruz. Bundan kaçmıyoruz ki. Biz halkımız için yapıyoruz, Başbakan istediği için değil. Başbakan kendi etrafındaki emir kullarından zannediyorsa bizi, kusura bakmasın. Biz onlardan değiliz.”

HDP Genel Başkan Yardımcısı Sırrı Süreyya Önder ise, “Bir kere bu kaçırılan kelimesini reddediyoruz. Kim, niye kaçırmış? Aileler bile bu iddiada bulunmuyor. Siz, savaşan bir yapıya kimi kaçırıp zorla eline silah verirsiniz? Bize gelince, biz sadece yaşı 18’in altındaki çocuklarımız değil, bütün çocukların; Türküyle, Kürdüyle bütün evlatların savaş alanlarından uzak tutulması için, vekil seçildiğimizden beri bütün vekillerimizle yöneticilerimizle seferber olmuş durumdayız. Bunun dışında bir tek çabamızı hiç kimse gösteremez. Sayın Öcalan da bu çocukların özellikle çatışma alanlarından uzak tutulması gerektiğini defalarca söyledi. Bu son görüşmede de bunu teyit etti ama, açılım süreci yeni başladığında 18’in altında olan insanlar gönderilmeye çalışılıyordu ve bu çocuklar direniyordu ‘Bizi kimse buradan gönderemez’ diye. Son söz olarak, taş atan çocuklar da, onlara dönük mezalim de gündeme geldiğinde, bu ülkenin cezaevinde 13 yaşındaki çocukları, Kürt çocukları tacize tecavüze uğradığında, söylediğimiz bir şey var: Çocuk meselesi dünyanın her yerinde çocuk meselesidir. Ama insanlar, tutarlı kararlar, bununla ölçülür’ şeklinde konuştu.

#

SENDE YORUM YAZ